TÜRKİYE, DİJİTAL ALTYAPI İLE BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNE ERİŞİM ALANINDA GÜÇLÜ BİR PERFORMANS SERGİLİYOR. YARATICI ÜRÜN İHRACATI, MARKA BAŞVURULARI VE BAZI BEŞERÎ SERMAYE GÖSTERGELERİ DE TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ YÖNLERİ ARASINDA YER ALIYOR. BUNUNLA BİRLİKTE, KİMİ YAPISAL REFORMLARA HALEN İHTİYAÇ DUYULDUĞU DA BİR GERÇEK; DİJİTALLEŞME VE YARATICI SEKTÖRLERDE SAĞLANACAK GÜÇLÜ PERFORMANS, TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN İNOVASYON EKONOMİLERİ ARASINDA YER ALMASINI DESTEKLEYEBİLİR.

Bu yazımda, Küresel İnovasyon Endeksi (Global Innovation Index-GII) 2025 raporunda Türkiye’ye ilişkin bulguları analiz edecek; GII’nin metodolojik çerçevesini açıklayarak Türkiye’nin endeksteki performansını, güçlü ve zayıf yönlerimizin genel değerlendirmesini inceleyeceğim. Küresel İnovasyon Endeksi, ülkelerin yenilik kapasitesini karşılaştırmalı olarak ölçen en kapsamlı göstergelerden biridir. GII 2025 raporu da ekonomik büyüme ve rekabet gücünün temel belirleyicilerinden biri olan inovasyon ekosistemini çok boyutlu bir yapı içinde ele alıyor. GII metodolojisi, inovasyon ekosistemini iki temel başlık altında değerlendiriyor: İnovasyon Girdi Alt Endeksi ve İnovasyon Çıktı Alt Endeksi. Bu çerçeve, ülkelerin hem inovasyon üretme kapasitelerini hem de bu kapasiteyi ne ölçüde somut çıktıya dönüştürdüklerini incelemeyi mümkün kılıyor. Girdi endeksi; kurumsal yapı, beşerî sermaye ve araştırma, altyapı, pazar gelişmişliği ve iş dünyası gelişmişliği olmak üzere beş ana sütundan oluşurken, bu göstergeler bir ülkenin inovasyon üretimini mümkün kılan temel unsurları temsil ediyor. Çıktı endeksi ise bilgi ve teknoloji çıktıları ile yaratıcı çıktılar olmak üzere iki başlık altında toplanırken, patentler, yüksek teknoloji ürünleri, yaratıcı ürün ihracatı ve marka başvuruları gibi göstergeleri içeriyor. Uluslararası veri tabanlarını kullanan GII endeksi göstergeleri normalleştirirken, ağırlıklı ortalamalar aracılığıyla nihai ülke sıralamalarını da oluşturuyor. Böylece de küresel ölçekte karşılaştırılabilirlik sağlanıyor. Peki, GII endeksinde hangi konumdayız? Türkiye GII 2025 raporunda halen küresel sıralamada 43’üncü sırada bulunuyor. Girdi alt endeksinde 49’uncu, çıktı alt endeksinde ise 35’inci sırada konumlanıyoruz. Bu temel veriler, Türkiye’nin inovasyon çıktılarının girdilere göre daha güçlü olduğunu da bize söylüyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu orta-yüksek gelir grubu ülkeleri içindeki sıralamamız ise daha belirgin: Türkiye, Çin ve Malezya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Coğrafi olarak Türkiye’nin dâhil edildiği Kuzey Afrika ve Batı Asya ülkeleri içerisinde ise İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra yine 3’üncü sırada bulunuyoruz. Türkiye, dijital altyapı ve bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim alanında güçlü performans gösteriyor. Yaratıcı ürün ihracatı, marka başvuruları ve bazı beşerî sermaye göstergeleri de Türkiye’nin güçlü yönleri arasında bulunuyor. Çıktı endeksindeki 35’inci sıra, Türkiye’nin yenilik üretme verimliliğinin yüksek olduğuna işaret ederken, rapora göre Türkiye'nin kurumsal çevresi, düzenleyici yapı ve iş ortamı iyileştirilmesi gereken başlıca alanlar olarak karşımıza çıkıyor. Finansal piyasa gelişmişliği ve girişim sermayesine erişim de ne yazık ki düşük seviyede ilerliyor. Özel sektör Ar-Ge yatırımları ve firmaların inovasyon kapasitesi ise zayıf olduğumuz bir başka alan olarak kendisini gösteriyor. Özetle, GII 2025 bulguları, Türkiye’nin inovasyon ekosistemini geliştirme konusunda ilerleme kaydettiğini ancak yapısal reformlara ihtiyaç duyduğunu da bize söylüyor. Dijitalleşme ve yaratıcı sektörlerde sağlanacak güçlü performans, Türkiye’nin yükselen inovasyon ekonomileri arasında yer almasını destekleyebilir. Bununla birlikte, kurumsal çerçevenin güçlendirilmesi ve Ar-Ge yatırımlarının artırılması da sürdürülebilir inovasyon kapasitesi için kritik önem taşıyor. Diğer yandan, inovasyon ekosisteminin sürdürülebilirliği yalnızca teknolojik altyapı ve Ar-Ge ile sınırlı değildir; iş gücünün motivasyonu, beceri düzeyi ve değişime adaptasyon yeteneği de kritik öneme sahiptir. PwC’nin 2025 “Umutlar ve KaygılarHopes&Fears” başlıklı raporu, küresel iş gücünün teknolojik dönüşüm ve yapay zekâ kullanımı karşısındaki umut ve kaygılarını ortaya koyuyor. Rapora göre çalışanların yaklaşık yüzde 54’ü son 12 ayda iş yerinde yapay zekâ kullandığını söylerken, sadece yüzde 14’ü günlük olarak jeneratif yapay zekâ araçlarını aktif şekilde kullanıyor. Yapay zekâ kullanan çalışanların verimliliği ve iş kalitesinde artışlar dikkat çekerken, “güç kullanıcıları” ise yapay zekânın gelecekte daha fazla avantaj sağlayacağı beklentisini taşıyor. Yine rapora göre, çalışanların motivasyonu ve psikolojik güvenliği, inovasyon kapasitesinin yükselmesinde belirleyici rol oynuyor. Güven ortamı yüksek olan çalışanlar, düşük güven ortamındaki çalışanlara göre yüzde 72 daha motive olup yeni beceriler öğrenmeye ve risk alarak yenilikçi çözümler üretmeye istekli davranıyorlar. Bu açıdan, Türkiye bağlamında kurumsal çerçevenin güçlendirilmesi ve çalışanlara sürekli beceri geliştirme imkânı sunulması, GII’deki güçlü çıktı performansını daha sağlam bir temele oturtabilir. Ayrıca, iş güvencesi ve mali güvenlik de çalışan motivasyonunu doğrudan etkiliyor. Yapay zekâ ve dijital becerilere sahip çalışanların daha yüksek prim aldıkları göz önüne alındığında, Türkiye’de yetenek gelişimi ve eğitim yatırımlarının inovasyon performansına dolaylı katkısı önem kazanacaktır. Bu veriler ışığında, Türkiye’nin inovasyon stratejisinin yalnızca teknolojik altyapıya değil, aynı zamanda iş gücünün yetkinliklerine, motivasyonuna ve psikolojik güvenliğine de yatırım yapmayı gerektirdiğini söyleyebiliriz. Son olarak 2025 yılı Coursera Küresel Beceriler Raporu’ndaki Türkiye verilerinden de kısaca söz etmek istiyorum. Türkiye’nin dijital beceriler ve yapay zekâ alanındaki konumunu detaylı biçimde ortaya koyan rapora göre, Türkiye’de üretken yapay zekâ (GenAI) kurslarına olan ilgi son yıllarda hızla artarak önceki yıla göre iki katına çıkmış durumda. En popüler kurslar arasında Google AI Essentials gibi temel yapay zekâ eğitimleri yer alırken, bu artış işverenlerin büyük veri, siber güvenlik ve yapay zekâ konularına verdiği önemi de yansıtıyor: Türkiye’de işverenlerin yüzde 92’si yapay zekâ, büyük veri ve siber güvenlik becerilerini stratejik öncelik olarak görürken, yüzde 78’i ise üretken yapay zekâ becerisine sahip çalışanları işe almayı planladıklarını söylüyorlar. Raporda, Türkiye’nin genel beceri yeterliliği 109 ülke arasında 55’inci sırada gösterilirken, işletme becerileri alanında yeterlilik oranı yüzde 45, teknoloji becerilerinde yüzde 60, veri bilimi becerilerinde ise yüzde 49 seviyelerinde ölçümlenmiş. Bu veriler, Türkiye’nin teknolojik ve veri odaklı becerilerde orta seviyede bir konumda olduğunu söylerken, iş dünyası ve yönetim becerilerinde geliştirilmesi gereken alanlar olduğuna da işaret ediyor. Raporun yeni eklenen AI Maturity Index göstergesi ise ülkelerin yapay zekâya hazırlık düzeyini ölçüyor ve Türkiye’nin bu endekste orta seviyede olduğu belirtiliyor. Bu durum, Türkiye’nin yapay zekâ altyapısı ve insan sermayesi açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu potansiyelin henüz tam anlamıyla kullanılmadığını bize söylüyor. İş gücündeki dönüşüm beklentisi de 2025 yılı Coursera Küresel Beceriler Raporu’nda öne çıkıyor. Rapora göre, 2030 yılına kadar Türkiye’de yaklaşık 7,6 milyon işin dönüşmesi ve yerine 8,9 milyon teknoloji odaklı yeni rolün gelmesi beklenirken, bu öngörüler bireyler ve kurumlar için sürekli öğrenme ve beceri geliştirme stratejilerini kritik hale getiriyor. Raporda Türkiye’nin hızla değişen iş yapısına uyum sağlayabilmesi için reskilling (yeniden beceri edinme) ve upskilling (beceri geliştirme) uygulamalarına ağırlık vermesi gerektiği de vurgulanıyor. Bununla birlikte, raporda cinsiyet ve erişim eşitsizliği konusuna da dikkat çekiliyor: Üretken yapay zekâ kurslarına kaydolan kadınların oranı yalnızca yüzde 30’ken, bu durum Türkiye’de dijital becerilere erişimde toplumsal cinsiyet dengesizliğinin devam ettiğine işaret ediyor. Bu dengesizlik ise eğitim politikaları ve işveren stratejileri açısından ele alınması gereken bir konu olarak ön plana çıkıyor. Genel değerlendirme olarak, Türkiye’nin dijitalleşme ve yapay zekâ alanında ciddi bir beceri yatırımı eğilimi gösterdiğini söyleyebiliriz. Üretken yapay zekâ kurslarındaki hızlı büyüme ve işverenlerin yapay zekâyı stratejik öncelik olarak görmesi, Türkiye’nin dijital dönüşüm yolunda ilerlediğini gösteriyor. Ancak teknik becerilerde ileri düzey yeterliliğimiz halen sınırlı ve ülkemizin bu alanda kat etmesi gereken ciddi bir yol bulunuyor.