KÜRESEL EKONOMİDE SULAR HİÇBİR ZAMAN TAM DURULMADI... ÇALKANTILI ÜRETİM VE TİCARET EKOSİSTEMİ ZAMAN ZAMAN FIRTINALARA MARUZ KALDI, ZAMAN ZAMAN DURGUNLUK TELAŞIYLA YOLCULUĞUNA DEVAM ETMEYE ÇALIŞTI. BUGÜNLERDE DE BELİRSİZLİKLERİN HÂKİM OLDUĞU BİR DÜNYAYI YAŞIYORUZ. MAKFED YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI GÖREVİNİ ADNAN DALGAKIRAN'DAN DEVRALAN KUTLU KARAVELİOĞLU DA TÜRK MAKİNE SANAYİSİNİN BUGÜNÜ VE GELECEĞİNİ ANALİZ EDERKEN, "PALYATİF ÇÖZÜMLERİ KALICI BİR STRATEJİ SANMAMALI; DÜNYAYI, BATIYA GİDEREK DOĞUYA VARABİLECEĞİMİZ YA DA DÜMENİ DOĞUYA KIRIP BATIYA ULAŞACAĞIMIZ BASİT BİR KÜRE GİBİ GÖRMEKTEN VAZGEÇMELİYİZ. PUSULALARIN FILDIR FILDIR DÖNDÜĞÜ BU YENİ TİCARİ MİMARİDE, ROTAMIZI TAYİN EDERKEN KERTERİZ ALACAĞIMIZ YEGÂNE REFERANS, KENDİ BİLGİ BİRİKİMİMİZ VE TEKNOLOJİMİZİN SEVİYESİ OLMALI." DİYOR.

MAKFED Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu portresi

Küresel ekonomide sular hiçbir zaman tam durulmadı... Çalkantılı üretim ve ticaret ekosistemi zaman zaman fırtınalara maruz kaldı, zaman zaman durgunluk telaşıyla yolculuğuna devam etmeye çalıştı. Bugünlerde de belirsizliklerin hâkim olduğu bir dünyayı yaşıyoruz. MAKFED Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Adnan Dalgakıran'dan devralan Kutlu Karavelioğlu da Türk makine sanayisinin bugünü ve geleceğini analiz ederken, "Palyatif çözümleri kalıcı bir strateji sanmamalı; dünyayı, Batıya giderek Doğuya varabileceğimiz ya da dümeni Doğuya kırıp Batıya ulaşacağımız basit bir küre gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Pusulaların fıldır fıldır döndüğü bu yeni ticari mimaride, rotamızı tayin ederken kerteriz alacağımız yegâne referans, kendi bilgi birikimimiz ve teknolojimizin seviyesi olmalı." diyor.

Türkiye Makina Federasyonu'nun yeni Yönetim Kurulu Başkanı olarak sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

TED Ankara Koleji ve ODTÜ Makina Mühendisliği Bölümü (Lisans ve Yüksek Lisans) mezunuyum. Halen Samsun Makina Sanayii A.Ş. Başkan Vekilliği ve Layne Bowler Pompa Sanayi A.Ş. Murahhas Azalığı görevlerimi sürdürüyorum. Makine sektörünün örgütlü bir yapıya kavuşturulması yolculuğunda, 1996 yılından bu yana bu meşakkatli sürecin bir parçası olmaya ve üzerime düşen sorumluluğu taşımaya gayret ediyorum. Bu yolculukta MİB, TARMAKBİR ve TOSYÖV yönetimlerinde görevler üstlenirken; POMSAD, MSSP, MAİB ve MAKFED'in kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldım. İki dönem boyunca yürüttüğüm MAİB Yönetim Kurulu Başkanlığı'nın ardından, 2026 yılı itibarıyla Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmiş bulunuyorum. Bugün sektörel tepe örgütümüzün yanı sıra TOBB Makine ve Teçhizat Sektör Meclisi Başkanlığı, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekilliği, TİM Sürdürülebilirlik ve İnovasyon Komitesi Başkanlığı ile İhracat Akademisi Başkan Yardımcılığı görevlerim devam ediyor. Küresel ölçekte ise ORGALIM ve EUROPUMP, Türk sanayisini uluslararası alanda temsil etme gururunu yaşadığım kurumlar arasında yer alıyor.

"SEKTÖRÜMÜZÜN GELECEĞİNE İNANAN VE VİZYON SAHİBİ OLAN TÜM GENÇ SANAYİCİLERİMİZE ÇAĞRIM; USTALARIMIZDAN MİRAS ALDIĞIMIZ BU KURUMSAL BİRİKİME VE ÖRGÜTLÜ GÜCE SAHİP ÇIKMALARI, SANAYİMİZİN YARININI İNŞA EDECEK BU ORTAK MASADA BİZZAT SORUMLULUK ALMALARIDIR."

Kuruluşundan bugüne MAKFED içerisinde aktif görev alan bir isim olarak MAKFED'in önemini sizin cümlelerinizle dinleyebilir miyiz?

MAKFED, makine imalatçılarımızın 1969 yılında ilk sektörel derneğimizin kurulmasıyla başlayan yarım asırlık örgütlenme tarihindeki en olgun safhayı ve bu meşakkatli yürüyüşün zirve noktasını temsil etmektedir. Kuruluşu için yaklaşık 10 yıl boyunca büyük bir emek ve yapısal bir mücadele verdiğimiz Federasyonumuz, 2015 yılında 14 derneğin bir araya gelmesiyle çıktığı yolda bugün 34 ihtisas derneğini ve 4 binden fazla makina imalatçısını tek bir çatı altında birleştiren stratejik bir tepe örgütüne dönüşmüştür. Bizim için MAKFED, sıradan bir mesleki çatı olmanın ötesinde; kendi üretim ve konfor teknolojilerini geliştiremeyen ülkelerin başka milletlerin refahı için çalışmaya mahkûm olduğu gerçeğinden hareketle şahsi ihtiyaç ve gündemlerimizden feragat ederek şekillendirdiğimiz, "birlikte düşünme, birlikte hareket etme ve ortak söz söyleme" irademizin somutlaştığı adeta ikinci bir yuvadır. Dünya ticaretinin en büyük alanını oluşturan yaygın ve derinlikli yapısı içinde sektörün dağınık görünen eğilimlerini ortak bir istikamete çevirerek sadece bir temsil aracı değil, asıl önemlisi sanayimize yön duygusu oluşturan bir merkez işlevi görmektedir. MAİB ve TOBB Sektör Meclisimizle kurduğumuz ve büyük bir ahenkle yürüttüğümüz üçlü sacayağı nizamı çerçevesinde, ulusal politika süreçlerinde etkili bir hizmet üretirken, Avrupa Teknoloji Endüstrileri Konfederasyonu (ORGALIM) gibi uluslararası platformlarda Türkiye'yi temsil yetki ve sorumluluğunu hak etmiş birikimi ve güçlü yapısıyla, sanayimizin küresel arenadaki itibar ve güvence kaynaklarından biridir.

"DÜNYAYI, BATIYA GİDEREK DOĞUYA VARABİLECEĞİMİZ YA DA DÜMENİ DOĞUYA KIRIP BATIYA ULAŞACAĞIMIZ BASİT BİR KÜRE GİBİ GÖRMEKTEN VAZGEÇMELİYİZ. PUSULALARIN FILDIR FILDIR DÖNDÜĞÜ BU YENİ TİCARİ MİMARİDE, ROTAMIZI TAYİN EDERKEN KERTERİZ ALACAĞIMIZ YEGÂNE REFERANS, KENDİ BİLGİ BİRİKİMİMİZ VE TEKNOLOJİMİZİN SEVİYESİ OLMALI. ÇİN'İN BIRAKTIĞI BOŞLUKLARI DOLDURARAK TAKTİKSEL BİR 'PAZAR KAPMA' YARIŞINA GİRMEK YERİNE; BÜTÜN SEKTÖRLERİMİZ KALİTE, STANDART UYUMU VE STRATEJİK ÖZERKLİK TEMELİNDE KALICI ORTAKLIKLAR KURMAYA ODAKLANMALIYIZ."

Türk makine sanayisinin genel performansını nasıl değerlendirirsiniz? 2026'ya ilişkin üretim ve ihracat beklentileriniz nedir?

Makine sanayimiz, üretim ve yatırım iştahındaki zayıflığa rağmen 2025 yılını serbest bölgeler dâhil 28,7 milyar dolarlık bir ihracat rekoruyla kapatarak esnek ve çözüm odaklı üretim kabiliyetini bir kez daha kanıtladı. Bu süreçte tonaj bazında yüzde 6'nın üzerinde bir daralma yaşansa dahi, yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlere odaklanmamızın bir neticesi olarak kilogram başı ihracat fiyatımız 8,1 dolar ile tarihi bir zirveye taşındı. Bu niteliksel dönüşüm, rekabetçiliğimizin artık miktar artışından ziyade mühendislik yoğun ve katma değerli üretimle şekillenebildiğinin de en berrak kanıtıdır. 2026 yılına baktığımızda; dünya genelinde artan bölgesel çatışmalar, tırmanan jeopolitik belirsizlikler ve buna bağlı olarak ana pazarlarımızda hissedilen küresel talep daralması beklentisi ve rakiplerimizin bunlarla imzaladığı yeni nesil STA'ların muhtemel etkileri elbette önümüzde zorlu bir tablo çiziyor. Buna finansman maliyetlerindeki baskılar ve haksız ithalatın yarattığı riskler de eklenince, yılın ikinci yarısının da ilk yarısı gibi kârlılık açısından sorunlu geçeceği görülüyor. Ancak tüm bu çetin koşullara rağmen, Türk makine sektörünün çevik, müşteri ihtiyacına göre tasarım geliştirebilen ve teknolojik derinliğini sürekli artıran o güçlü rekabetçi yapısıyla, bu belirsizlik dönemini güvenilir bir tedarikçi olarak avantaja dönüştüreceğine ve 2026 yılını da büyük maliyetine rağmen ihracatını koruyarak kapatacağına yürekten inanıyorum.

Kutlu Karavelioğlu, Ankara Sanayi Odası'nda (ASO) düzenlenen programda plaket takdimi sırasında

23 alt segmenti içeren ve tüm imalat sektörleriyle ilişkili makine sektörünün örgütlenme, bir arada hareket etme iştahı için neler söyleyebilirsiniz? Sektör derneklerinin Federasyon çatısı altında olması nasıl bir fark yaratıyor?

Makine sanayimiz; üretim miktarı son iki yılda yüzde 15'ten fazla gerilemiş olmasına rağmen 2025 yılında 2,1 trilyon TL'yi aşan ve genel imalat sanayisi üretim değeri içinde yüzde 8'in üzerinde paya sahip çok güçlü bir sektördür. 481 bin kişilik çalışan ordusuyla imalat sanayisinin yüzde 9'unu istihdam eden sektörümüz, 2025 yılı verilerine göre 550 milyar TL'lik katma değeriyle bu başlıkta da yüzde 10'u buluyor. Ülke imalatının onda birini sırtlayan bir sektör ölçeğine işaret eden bu verilere bakılırsa, bu denli büyük ve yaygın bir kitleyi ortak bir paydada buluşturmanın ve imalatçıların sesini tek bir güce dönüştürmenin ne derece çetin bir iş olduğu daha net anlaşılacaktır. Sektörümüzün ulaştığı bu büyüklüğün, sivil toplum ve örgütlenme yapımıza sadece temsil yetkisi vermekle kalmadığı; omuzlarımıza taşınması zor, çok somut bir sorumluluk yüklediği de herkesin malumudur. Nitekim makine imalat sanayisi doğası gereği tüm sanayi kollarıyla iç içe geçmiş, yatay ve dikey eksende çok geniş bir etki alanına sahip dinamik bir yapıdır. Dünyada rekabetin en sert yaşandığı bu denli karmaşık ve çok katmanlı bir ekosistemde kalıcı olabilmenin yolu; kurumsal bir örgütlenme disiplininden, sistemli bir dayanışmadan ve kuşaktan kuşağa kesintisiz bir bilgi aktarımından geçiyor. Sanayimizin örgütlenme tarihine baktığımızda da bugün yerleşik, yapısal ve köklü hale gelmiş pek çok kurumsal çözümün, bugün rahmetle andığımız büyüklerimizin sektörel bir dil, bir kültür oluşumuna verdikleri önem ve ısrarlı çabalarıyla şekillendiğini görüyoruz. Geçmişin tecrübesiyle yoğrulan bu bilinç, zaman içinde yan yana durmayı bir tercih olmaktan çıkararak, küresel arenada var olabilmenin mecburiyetine dönüştürmüştür. MAKFED'in makine sektörünün bilgisini, vizyonunu ve uluslararası pazarlardaki sarsılmaz duruşunu yekvücut halinde inşa ederek, sadece makinecilerimize değil ülkemizin genel sanayi perspektifine de stratejik bir kılavuzluk yapabilmesini sağlıyoruz.

TİM 33. Olağan Genel Kurulu ve İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni'nde Kutlu Karavelioğlu'nun da yer aldığı toplu fotoğraf

MAKFED'in politika yapıcılar ve uluslararası muhatap kurum ve kuruluşlarla iletişimi hakkında değerlendirme bulunabilir misiniz?

MAKFED, kamu otoriteleriyle ve politika yapıcılarla ilişkilerini salt bir talep makamı olmanın ötesinde; sektörel politika süreçlerinde etkili bir akıl üreten, sektörün yön bulmasına destek olan ve çeşitlenen eğilimleri ortak bir istikamete çeviren kurumsal bir vizyonla yürütüyor. MAKFED, MAİB ve TOBB Sektör Meclisimizin oluşturduğu üçlü sacayağı nizamı çerçevesinde, sektörel stratejimizi karar alıcılarla büyük bir ahenk içinde şekillendiriyor ve politika yapım süreçlerinde son derece etkin bir rol üstleniyoruz. Bu sağlam kurumsal olgunluğumuz, bizi yurt içinden önce yurt dışında nam salan ve itibar gören güçlü bir yapıya ulaştırmıştır. Nitekim bugün 35 Avrupa federasyonunda 23 ihtisas derneğimizle bayrak gösteriyor, uluslararası federasyonlarda başkanlık ve icra konseyi üyelikleri dâhil kritik görevler üstleniyoruz. Avrupa'da teknik ve idari düzenlemelere doğrudan yön veren en önemli organizasyonların başında gelen Avrupa Teknoloji Endüstrileri Konfederasyonu (ORGALIM) bünyesinde Türkiye'yi en üst düzeyde temsil ediyoruz. Tamamen sivil sektörel yapılanmaların federasyonumuz ve üye derneklerimize gösterdiği teveccüh hem makina imalat sektörümüzün ortaya koyduğu yüksek performansın hem de gencecik örgütlerimizin yetkinliklerinin bir ifadesidir.

"BİZİM TEMEL ŞİARIMIZ; HAMASETLE AVUNMAK DEĞİL, DERİNLEMESİNE BİLMEKTİR. SEKTÖRÜMÜZÜN KÜRESEL PAZARDA KALABALIKLAŞAN ORTA GRUP ÜLKELERDEN POZİTİF AYRIŞMASININ YOLUNUN, VAKTİNDE ÜRETİLEN VE YAYILAN DERİNLİKLİ BİLGİ OLDUĞU İNANCIYLA HAREKET EDİYORUZ. BİZ KÜRESEL DEĞER ZİNCİRLERİNDEKİ KIRILMALARI, ÜRETİM COĞRAFYALARINDAKİ DEĞİŞİMLERİ VE AVRUPA BİRLİĞİ'NİN REKABETÇİLİK İLE TEKNOLOJİ ÜRETİMİNDE DÜŞTÜĞÜ ZAAFI, BATILI MUHATAPLARIMIZIN DÜNYAYA DUYURMASINDAN ÇOK DAHA ÖNCE TESPİT EDİP KAMUOYUNA DEKLARE ETMİŞ BİR VİZYONA SAHİBİZ."

MAKFED'in uzun yıllara yayılan faaliyetleri, bilgi/belge üretme ve sektörle paylaşma çabalarının sektör paydaşları ve politika yapıcılar nezdinde nasıl karşılık buluyor?

Bizim temel şiarımız; hamasetle avunmak değil, derinlemesine bilmektir. Sektörümüzün küresel pazarda kalabalıklaşan orta grup ülkelerden pozitif ayrışmasının yolunun, vaktinde üretilen ve yayılan derinlikli bilgi olduğu inancıyla hareket ediyoruz. Bu doğrultuda MAKFED çatısı altında düzenlediğimiz etkinlikler, zirveler, yayınladığımız raporlar ve oluşturduğumuz stratejik platformlar, makine sanayimizin muazzam bilgi birikimini görünür kılıyor. Ortak bir dil ve ortak bir vizyon etrafında şekillenen bu kurumsal hafıza, sektör paydaşlarımıza güçlü bir yön duygusu kazandırırken, aynı zamanda ülkemizin sanayi perspektifini ve kamu strateji belgelerini de doğrudan besliyor. Biz küresel değer zincirlerindeki kırılmaları, üretim coğrafyalarındaki değişimleri ve Avrupa Birliği'nin rekabetçilik ile teknoloji üretiminde düştüğü zaafı, batılı muhataplarımızın dünyaya duyurmasından çok daha önce tespit edip kamuoyuna deklare etmiş bir vizyona sahibiz. Dünyada olup biten hiçbir gelişmenin Türkiye'nin Makinecileri için bir sürpriz olmamasını sağlayan bu analitik üretkenliğin politika yapıcılar nezdindeki karşılığını ise son derece kıymetli buluyoruz. Bugün siyasilerin ve kamu otoritelerinin sanayiye dair yaptıkları makro değerlendirmeleri, gelecek vizyonlarını ve sanayi politikalarını teknoloji ve katma değer temelinde bizim argümanlarımıza dayandırıyor olmaları, ortaya koyduğumuz bu farkındalığın artık en üst düzeyde bir sektörel bilince ve devlet aklına evrildiğinin en berrak kanıtıdır.

Kalabalık bir sektör genel kurulunda ön sırada yer alan sanayiciler; ortada Kutlu Karavelioğlu

MAKFED'in, sizin liderliğinizdeki yeni döneminde odaklanacağı temel başlıklar neler olacak? Makine sektörünün çözüm bekleyen sorun başlıklarını nasıl sıralayabilirsiniz?

MAKFED, kuruluşunu takip eden 10 yılda dünya nizamında geri dönülemeyecek etkiler bırakanlar da dâhil çok fazla olaya şâhit oldu, maruz kaldı. Bunların bir kısmı, üretimin ve değer zincirlerinin coğrafya değişimi, rekabetçiliğin tahkiminde standart ve sertifikaların yanına gözetim ve tarifelerin eklenmesi, gümrük duvarlarının yükselmesi, devletlerin yatırımlarda ve kamu alımlarında yerli mal ve makineleri katı biçimde koruyacak tedbirleri devreye sokması gibi kaçınılmaz gördüğümüz, söylemlerimize, makalelerimize, strateji raporlarımıza defalarca konu olmuş gelişmelerdi. Covid-19 pandemisi, enerji krizi ve büyük deprem gibi sözleşmeler dilinde mücbir sebep ve hatta "act of god" da dediğimiz vakalar ise beklentileri boşa çıkarmak bir tarafa, büyük dönüşümü hızlandıran unsurlar oldular. Stratejik ilan edildiği halde koruma kalkanı altına alınmayan ama bunu da pek şikâyet konusu yapmayan sektörümüzün, çok defa sınandığı 2019-2024 döneminde üretimini miktar olarak 1,6 kat istihdamını ise 1,5 kat artırması, yani dünyayı tarumar eden bir dönemde içeride ve dışarıda emsali bulunmayan bir büyüme performansı sergilemesi, sessiz sedasız muazzam bir bağışıklık geliştirmiş olduğunu kanıtladı. Aksi halde, yüksek katma değerli bilgi üretiminden gelen yapısı ile istihdam giderleri savunma sanayisiyle yarışır hale gelen sektörümüzün, bugün maalesef uzun vadeli bir plan hüviyetine büründüğüne şahit olduğumuz ekonomik tedbirlerin ağırlığına dayanması da mümkün olmayacak idi. Bu çerçevede, MAKFED'deki yeni dönemde odağımızda, ülkede en fazla Ar-Ge merkezine sahip bulunan sektörün geçirmekte olduğu teknolojik dönüşümü destekleyecek iş ve ilişkiler olacak. Yazılım ve otomasyon entegrasyonunu derinleştirerek daha kıymetli makine ve sistemler geliştirilmesi, yapmakta olduğu hizmet ihracatının görülür hale gelmesi, yüksek mühendislik kapasitesinin proses endüstrisi ve savunma sanayisine katkısını artırması ilk akla gelenler. Ana pazarımız Avrupa Birliği'nin yeni serbest ticaret mimarisini doğru okuyarak, sektörümüzün bu denklemde daha stratejik bir pozisyon almasını sağlamak da ana odağımız olmaya devam edecek. Teknoloji ekosistemimizin bekası önündeki en hayati tehdit ise "hormonlu" Çin mallarının yarattığı haksız ithalat baskısıdır. Yerli üretimimizi korumak ve adil rekabeti tesis etmek adına, Batı dünyasının uyguladığı mütekabil ilave gümrük vergilerinin ülkemizde de tavizsiz bir şekilde hayata geçirilmesini teknolojik bağımsızlığımız için nihayet zaruret kazanmış, ihmal edilemez bir adım olarak savunmaya devam edeceğiz.

"TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİMİZİN BEKASI ÖNÜNDEKİ EN HAYATİ TEHDİT 'HORMONLU' ÇİN MALLARININ YARATTIĞI HAKSIZ İTHALAT BASKISIDIR. YERLİ ÜRETİMİMİZİ KORUMAK VE ADİL REKABETİ TESİS ETMEK ADINA, BATI DÜNYASININ UYGULADIĞI MÜTEKABİL İLAVE GÜMRÜK VERGİLERİNİN ÜLKEMİZDE DE TAVİZSİZ BİR ŞEKİLDE HAYATA GEÇİRİLMESİNİ TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIĞIMIZ İÇİN NİHAYET ZARURET KAZANMIŞ, İHMAL EDİLEMEZ BİR ADIM OLARAK SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ."

Küresel ekonomideki risk alanları her an çeşitleniyor ve yeni risk alanları ortaya çıkıyor. Bu hızlı dönüşüme ayak uydurabilmek için sanayicilere tavsiyeleriniz neler olabilir?

Uzun zamandır belirsizliklerin hâkim olduğu küresel ekonomide uluslararası ilişkiler artık diplomasi masalarında değil; küresel değer zincirlerinin kopmaya yüz tutmuş halkalarında ve yüksek teknolojiye erişim yarışında kuruluyor. Elbette aşırı değerlenen yerli para birimi, yüksek faizler ve artan ithalat baskısı altında işletmelerimizin kısa vadeli taktiklerle ayakta kalmaya çalışmasını anlıyor ve bu manevraların o an için hayati olduğunu biliyoruz. Ancak uzadıkça işletme sağlığını bozan bu palyatif çözümleri kalıcı bir strateji sanmamalı; dünyayı, Batıya giderek Doğuya varabileceğimiz ya da dümeni Doğuya kırıp Batıya ulaşacağımız basit bir küre gibi görmekten vazgeçmeliyiz. Pusulaların fıldır fıldır döndüğü bu yeni ticari mimaride, rotamızı tayin ederken kerteriz alacağımız yegâne referans, kendi bilgi birikimimiz ve teknolojimizin seviyesi olmalı. Çin'in bıraktığı boşlukları doldurarak taktiksel bir "pazar kapma" yarışına girmek yerine; bütün sektörlerimiz kalite, standart uyumu ve stratejik özerklik temelinde kalıcı ortaklıklar kurmaya odaklanmalıyız. MAKFED'in odağında da sanayinin küresel rekabet gücünü koruması ve artırabilmesi yönünde tüm iletişim araçlarını kullanarak hem kamuoyu hem de kamu nezdinde farkındalık yaratmak; talep ve ihtiyaçları sahadan derleyerek köklü ve kökten bir çözüm konusunda her paydaşı ortak hedefler etrafında kenetlemek olacak.

Kutlu Karavelioğlu bir sektör etkinliğinde kürsüde konuşurken, arkasında yapay zekâ temalı fon

Türkiye makine sanayisinin yüksek teknolojili ürün üretme yolculuğunda, sizce önümüzdeki en büyük engeller nelerdir?

Teknoloji sınıfları giderek yükselen makine sanayimizin rekabet gücü önündeki en büyük engellerin başında, doğası gereği yoğun yatırım gerektiren bu alanda, makroekonomik iklimin getirdiği yüksek faizler ve finansmana erişimdeki zorluklar yer alıyor. Şirketlerimiz iç maliyetler baş edilemez olduğunda yerlilik oranını düşürmek ve ithalata yönelmek zorunda kalıyor. Fakat teknolojik ilerlemenin yarattığı rekabet farkı artık logaritmik bir hıza ulaştı; dolayısıyla sadece bu günübirlik manevralarla küresel rekabet gücünü korumak ve sürdürülebilirlik sağlamak neredeyse imkânsız. Bunun ötesinde, iç pazarda kapasite kullanımımızı baskılayan, agresif fiyatlama ve finansman politikalarıyla sanayicimizi teknolojik bağımlılığa iten ucuz ve devlet destekli Çin menşeli ürünlerin yarattığı haksız rekabet en ciddi handikaplarımızdan biri. İşte bu yüzden, makine sanayimizin küresel rekabet gücünün önündeki tıkanıklığı açmak, sadece firmaların kendi çabalarıyla değil; Kalkınma Planlarında ve Milli Teknoloji Hamlesinde de yer bulduğu üzere makro bir vizyon gerektiriyor. Ar-Ge yatırımlarının sürdürülebilir kılınması, AB standartlarına tam uyumun sağlanması ve mutlak surette gözetilen, denetlenen, haksız rekabetten tahkim edilmiş bir iç pazarın tesisi, sanayimizin küresel arenadaki yerini sağlamlaştıracak en hayati ve ertelenemez gereksinimler olarak öne çıkıyor.

"SAĞLAM KURUMSAL OLGUNLUĞUMUZ, BİZİ YURT İÇİNDEN ÖNCE YURT DIŞINDA NAM SALAN VE İTİBAR GÖREN GÜÇLÜ BİR YAPIYA ULAŞTIRMIŞTIR. NİTEKİM BUGÜN 35 AVRUPA FEDERASYONUNDA 23 İHTİSAS DERNEĞİMİZLE BAYRAK GÖSTERİYOR, ULUSLARARASI FEDERASYONLARDA BAŞKANLIK VE İCRA KONSEYİ ÜYELİKLERİ DÂHİL KRİTİK GÖREVLER ÜSTLENİYORUZ."

Türkiye sanayisinin İkiz Dönüşüm yolcuğunu için neler söyleyebilirsiniz? Sizce neleri doğru, neleri yanlış yapıyoruz?

Makine sektörü, Avrupa ile olan köklü ortaklığını hiçbir zaman salt bir "mevzuata uyum sağlama" gayreti olarak görmedi. Aksine bu süreci, geleceği birlikte okuma ve yarının sanayi normlarını ortak akılla belirleme noktasında büyük bir avantaj olarak kabul etti. Dolayısıyla, yeni sertifikasyon süreçlerine ve veri regülasyonlarına hızla adapte olabilme irademiz, en doğru ve güçlü yönümüzdür. Bu dönüşümü sadece mevcut pazarlarımızı korumak için değil, Türkiye'yi küresel değer zincirinde vazgeçilmez bir "teknoloji üssü" haline getirmek amacıyla bir kaldıraç olarak da kullanıyoruz. Eksik olarak nitelenebilecek husus ise İkiz Dönüşümü sanayimizin bazı kulvarlarında hâlâ sadece katlanılması gereken bir maliyet yükü ya da geçici önlemlerle savuşturulacak bir gündem gibi görme eğilimi olabilir. Avrupa ile entegrasyon, mevzuat yönetimi ve küresel güç dengelerinin doğru analiz edilmesi, birbirinden ayrı düşünülemeyecek derecede bütünsel meselelerdir. Bu sahada anlık adımlarla vaziyeti idare etmek yerine, Ar-Ge yatırımlarının sürekliliğini güvenceye alan uzun vadeli yol haritalarıyla ilerlemek mecburiyetindeyiz. Dönüşümü dışsal zorunluluklara verilen tepkisel bir refleks olmaktan çıkarıp, imalat sanayimizin rekabetçiliğini tahkim edecek kurumsal bir kültüre dönüştürmek en kritik ödevimizdir.

Son olarak, sektörel sivil toplum kuruluşlarında aktif bir çalışma hayatınız olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede, Türk sanayicilerinin sivil toplum kuruluşlarına yaklaşımı ve bu yapılar içinde görev alma kabiliyetleri/istekleri için neler söyleyebilirsiniz?

Sektörel sivil toplum kuruluşlarında görev almak, kurumsal bir temsilden ziyade, kendi işinizden ve zamanınızdan feragat ederek ortak geleceği omuzlamayı gerektiren büyük bir adanmışlıktır. Gönüllülük esasıyla yürütülen bu yapılar, sektörel hafızayı koruyan ve kurumsal yön duygusunu diri tutan yegâne merkezlerdir. Türk sanayicisi dayanışma kültürüne son derece yatkındır; ancak bu çatıların salt birer vitrin değil, geleceğin sanayi mimarisine yön verecek yol haritalarının çizildiği mutfaklar olduğunu yeni nesillere çok daha güçlü aktarmak zorundayız. Küresel ölçekteki bilgi ve teknoloji rekabetinde iddia sahibi olmak, derinlikli bilgiyle öne çıkmak, bu büyük aileyi geleceğe taşıyacak genç kuşağın en temel sorumluluğudur. Sektörümüzün geleceğine inanan ve vizyon sahibi olan tüm genç sanayicilerimize çağrım; ustalarımızdan miras aldığımız bu kurumsal birikime ve örgütlü güce sahip çıkmaları, sanayimizin yarınını inşa edecek bu ortak masada bizzat sorumluluk almalarıdır.